Info

burada aklımı çelen şeyler var; eğitim, bilim, DGS ve mimarlık.

Bir zamanlar yazmak, sözlüğünde ne anlama gelir diye sorsaydın eğer, sana ‘sorun çözücü’ derdim. Sanırım bu tanım benim için tam bir fiyasko oldu. Çünkü sorun çözen zamanla sorun yaratan olarak büyüdü, sorunun tam da kendisi oldu. Anlarsın ya olduğundan fazlası sandığın her şeyin fıtratında bu vardır belki de en çok yazmanın. Sorun çözmekten, daha iyi yazmaya evrimleşmek öz yıkımın habercisiydi, ziyadesiyle ikiz kulelerin yıkılışı kadar ihtişamlı olmasa da güzel bir çöküş yaşadım. Yazdıklarımı beğenmedikçe bir başkası neden beğensin ki diye düşündüm. Böylece artık yazmadım. Gülme çünkü hiç komik değil zira ben kendimce sana iyilik yapıyordum.

Üzerine birkaç yıl daha yedim.

Yazmayı bırakmışken daha doğrusu paylaşmayı bırakmışken, tanımadığım biri mesajı ile izinsizce sol omuzuma dokunup şöyle dedi; ‘Artık neden yazmıyorsunuz? Yazmaktan, paylaşmaktan vazgeçmeyin. Belki birileri okuyordur.’

Üzerine birkaç hafta daha yedim.

Yazmak nedir senin için diye sorsan şimdi bana ‘sorun çözücü’ gibi bir tanım yapacak kadar büyük konuşamam ama o özel kişiye yazıyorum diyecek kadar romantiğim. En romantik kafamla şimdi büyük konuşacağım ben ölmek istemiyorum, yazıyorum.

Anladım.

Bazen birini en çok özlediğin zamanlarda, diyelim ki gecenin ortasında bir yerindesin ve özlenen uyuyordur diye iç geçirirsin. Yani tam olarak yeni silinmiş ıslak fayanslı zemin ile karşı karşıyasın. Yahut diyelim ki o an gitarını çantadan çıkartmak isteyip bir ritim tutmak istedin. Hiç olmadı bir giyim mağazasında denediğin elbiseyi beğenmedin, çalışanlara da yardım etmek için kendince tekrar katladın. Bak diyorum ki doz aşırı hassasiyet gösterdiğin anlarda o elbiseyi katlama çünkü genelde yanlış katlıyorsun, o fayanslar ıslak diye orada dikilip durma çünkü beklediğin sürece belki de o paspası çeken insan huzursuz ve belki de özlenen uyumamış, en çok da senin tarafından rahatsız edilmek istiyordur kim bilir?
Dünyanın en kötü yazan insanı dahi olsan bir başlık at -pardon rahatsız ediyorum- belki birileri okuyordur ha ne dersin?

erkan özcan
konya/ mayıs 2016
fotoğraf: pissa koyu

twitter | instagram

erkan özcan in eğitim

Yorumlar

3 Comments

Post a comment
  1. Haziran 23, 2016

    5 yıl önce şöyle yazmıştınız “…Yalnızken varolmak sadece varlığını algılamak.Bir film izleyip hayatınız değişir mi bilmiyorum,bildiğim tek şey düşünceleri değiştirdiği.Esas adamın da dediği gibi “life is a state of mind .” Yaşam bir düşünce biçimi …
    Şimdi söyle , “aynaya hiç bakmasaydın kendini nasıl çizerdin merak ettin mi hiç ?”
    çok okunası bir yazı diye paylaşmıştım. Bazı insanlara bazı şeylere diğerlerinden daha çok yakışır. Bu da biline!

  2. ışık #
    Mayıs 26, 2016

    Kurumus huzun tarlalarinda;tum dollenesi tohumlar havada,burnumun kiyisinda.
    ve aci bir birlesmeye ucusan kelebekler var.
    Agrili bir gebelik olacak bu; tohumlarin birlesmesi,suya
    Havaya ve
    Topraga.
    Yeninin degil ,ayninin gosterimi.ayninin her seferiindeki buyyusu.
    Bugulu sabaha uyanan bu koy,sislern icinden gecer ve dereye varir.
    Elini yuzune koyan bu coban,kendi yansimasindan havf duyar.
    Sadece bir suru sesi bozmaz herseyi,baslatirda.

    Kendi yansimandan hic bir zaman kacma.

    • Mayıs 27, 2016

      Harikülade. Yani yazınız, yani daha önce paylaştığınız ve tanışmamı sağladığınız o güzel müziğiniz. Ben, çok teşekkür ederim. Günün ortasında bir yerinde günlük telâşıma kafa tuttunuz, bir hayli mesudum.

Leave a Reply

Basic HTML is allowed. Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.